Sanatın İyileştirici Etkisi: Sanat Terapisi Çeşitleri

Psikolog, danışan ve terapi gibi belki dizilerden belki bir sohbet arasında psikolojiyle ilgili bu kavramları duymuşsunuzdur. Terapi, psikolog-hasta arasındaki ilişki ile ilerleyen tedavidir. En çok duyulan terapi yöntemleri de grup terapileri, bilişsel davranışçı terapi ve psikanalizdir. Fakat bunların yanında son yıllarda kendinden söz ettiren terapi yöntemleri de ortaya çıkmıştır. Ben size bu yazımda, sanatın psikolojiyle dansı sonucu ortaya çıkmış daha renkli ve efektif tedavi yöntemlerini anlatacağım.

Van Gogh “Starry Night” Yıldızlı Gece tablosunda yattığı akıl hastanesindeki odasında, parmaklıklar ardından gördüklerini çizmiştir. Elbette orijinal görüntüde bunların birçoğu yoktur. Hepsi Van Gogh’un hayallerinin bir yansımasıdır.

Sanat Terapisi Nedir?

Günlük hayatta sahip olduğumuz birçok rahatsızlığın altında psikolojik deneyimler yatıyor. Biz de bu deneyimler sonucu yaşadığımız duyguları yansıtmak için bir yer arıyoruz kendimize. Kimimiz öfkesini ve kızgınlığı başkasından çıkarıyor kimimiz ise bastırıyor. Sanat da bize bu sorunların işitsel, görsel ya da bütün duyularımızla dışa vurulduğu, yaratıcılığımızı konuşturduğumuz bir alan sağlıyor.

20. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Amerika’da geliştirilen bu tedavinin kökeni aslında Antik Yunan‘a kadar dayanıyor. Osmanlı döneminde de psikolojik rahatsızlığı olduğuna inanılanlar, Bimarhane adı verilen şifa merkezlerinde su sesi ve müzikle tedavi edilirdi.

Ayrıca sanat terapisinin  travma sonrası stres bozukluğu, alzheimer ve kanser gibi rahatsızlıklardan dolayı acı çeken insanları tedavi etmede de önemli yeri vardır. Benim de resimlerini çok beğendiğim ressam Vincent Van Gogh‘un çizdiği onlarca resmin hikayesinden, aslında oldukça fazla acı çektiği görülebiliyor. Fakat resim yapmanın ona iyi geldiğinden kardeşine yolladığı mektuplarda bahsetmiştir. Elbette Van Gogh, ressam bir yanı olduğundan dolayı resmi kullanmıştır. Resim dışında tiyatro, müzik, edebiyat gibi sanat dalları da tedavi amaçlı kullanılmaktadır.

Sanat Terapisi Çeşitleri

1900 yıllardan beri psikolojinin bir laboratuvar bilimi olmasından çok halk bilimi olması adına çalışmalar gerçekleştirilmiştir. İşlevselci, davranışçı ve yapısalcı ekollerde çalışan psikologlar sayesinde artık  okullarda, fabrikalarda, trafikte kısacası aklınıza gelebilecek her alanda psikolojinin uygulanabileceğini kanıtlanmıştır. Bazı psikologlar da sanat dallarıyla kolektif çalışarak, psikolojinin yeni tedavi edici yöntemlerini geliştirmişlerdir. 

Psikodrama Terapisi

Psikodrama, Jacop Moreno’nun 1920 yılında sosyometri olarak geliştirdiği bir eylem-işlem yöntemidir. Pedagoji ve endüstri alanında kullanılabilmektedir.

Bu tedavi türünün evlat edinilen çocuklar ve aileleri için kullanıldığını okumuştum. Zor bir çocukluk geçirmiş ve yeni bir aileye katılmış olan bireylerin yük olmuş gibi hissetme ve ailenin de ona daha iyi bakma konusunda yaşadıkları kaygı buna etki ediyor. Bu terapinin amacı çocuk ve bakım verenler arasında güvenli bağlanmayı sağlamaya yöneliktir. Ailesini yakın zamanda kaybetmiş ya da istismar eden bir aileden gelen çocuk, psikolojik olarak bir yıkıma uğradığından dolayı terapilere karşı bir direnç gösterebilir. Bu direncin ardından; bulunduğu durumdan utanma, yeni ailenin onu reddedeceğinden korkma ve acıları bastırmaya çalışmak gibi nedenler çıkabilir

Ergenlikle birlikte gelen hormonal değişim sonucu saldırganlık oranında da artış gözlenebilir. Bu sorunu incelemek amacıyla saldırganlığı daha yapıcı hale getirmek için psikodrama yöntemi kullanılmaktadır. Empati ve duygusal aktarım yoluyla diğerlerinin neler hissettikleri canlandırılan rollerle birlikte daha görülebilir hale gelir. Bu sayede psikodrama, gençlerin saldırganlıklarının nedenleri ve sonuçlarına yönelik farkındalık kazanmaları, öfkelerini kontrol etmeleri ve grup içindeki çatışmaları çözmek amacıyla birlik içinde  çalışmaya sevk eder.

Müzik Terapisi

Tıpkı diğer sanat dalları gibi müziğin iyileştirici etkisini göz ardı etmek olmazdı. Psikolojinin uygulamalı alanlarda kullanılmaya başladığı dönemlerde müzik terapi merkezleri de kurulmaya başlamıştır. İlk kez 1847 yılında Michigan Devlet Hastanesi programına alınan bu yöntem 2. Dünya Savaşı sonrası çeşitli ülkelerde de faaliyet göstermeye başlamıştır. 1977’de ise müzikle tedavi, resmen bir bilim dalı olarak kabul edilmiştir.

Psikolojinin kültürlerarası farklardan etkilenmesinden dolayı da tedavi süresince kişiye uygun müzik türünün bulunması sağlanır. EEG (Elektroensefalografi) çekimi sonrası beyin dalgaları frekansları incelenir ve uygun elektriksel ritmi oluşturmaya yönelik frekansı sağlayan müzik kullanılır. Müziğin fizyolojik olarak hormonlar üzerinde de etkisi olduğundan depresyon hastalarının tedavisinde de sıklıkla kullanılan bir yöntem olmuştur. Ayrıca çok daha geniş bir hastalık portföyü vardır. Onkolojik, nörolojik, kardiyolojik  birçok rahatsızlıkta müzik terapisi kullanılır. Alkol ve madde bağımlılığının tedavisinde de etkisi vardır. Müziğin farklı hisler yaratması sonucu kan basıncı, kan akış hızı, soluk alıp verişimiz ve kalp atış hızımız da bundan etkilenir. Bu hisler beynin farklı bölgelerini etkilediğinden hangi bölgede bir sorun varsa oraya yönelik tedavi gerçekleşebileceği anlaşılır. Hasarlı bölge tespit edilir ve doğru müzikle beynin o bölgesi eğitilir.

Masal Terapisi

Kurgusal bir anlatımın içinde yer almak bizi dünyanın acı verici gerçekliğinden koparıp bir hayal alemine taşır. Orada ne gerçek bir kayıp vardır ne fiziksel hisler, yalnızca anın güzelliğine kapılırsınız. Kendinizi anlatılan masal karakterlerinin yerine koyup onlar gibi düşünüp yaşarsınız ki bunu en iyi yapabilecek olan da çocuklardır. Bu yüzden onları tedavi etmek amaçlı bu yola başvurulabilir. Aslında bir terapiden çok ilaçla tedavi yanında iyileşmenin daha güçlü olması amacıyla kullanılmaktadır. Brezilya’da gerçekleştirilen bir deneyde yoğun bakımda yatan çocuklara 25-30 dakikalık bir hikaye anlatılmıştır. Daha sonra uygulanan testler sonucunda ağrı puanlarının düştüğü, oksitosin seviyelerinin arttığı ve kortizol seviyelerindeki %60’lık düşüş sonucu daha az stres hissettikleri görülmüştür. Anlatılan bu masallar sonucu bir simülasyonun içinden çıkıp deneyimlediklerini gerçek hayata uyarlayarak farklı bakış açıları kazanabilirler. Yani masallar aslında bir kriz durumunda bizi, olayların istenmeyen yanlarından koruyan bir çeşit savunma mekanizmasına dönüşüyorlar. Masal terapisi aynı zamanda çocuklarda dikkat eksikliği, zorbalığa maruz kalma veya boşanma gibi yaşanan bir olay sonucu sahip olduğu kaygıları anlayabilmemiz açısından, oluşan problemleri yüz üstüne çıkaracaktır. Bu şekilde sorunların anlaşılıp çözülmesinde daha hızlı adımlar atılabilir. Fakat sadece çocuk odaklı düşünmek doğru olmaz. En az çocuklar kadar yetişkinler için de uygulanan bir tedavi türüdür masallar. Ayrıca konuyla az da olsa bağlantılı olarak okuduğum başka bir makale,  yoğun bir iş günü sonrası sadece 10 sayfa kitap okumanın bile stres ve yorgunluk seviyemizde hatırı sayılır bir düşüş sağladığından söz ediyor.

Oyun Terapisi

Daha çok çocuklar üzerinde kullanılan bir yöntemdir. Psikodramadaki gibi canlandırmalar olur. Bu canlandırma kuklalar ya da oyuncak bebekler gibi materyaller aracılığıyla sağlanır. Eğer rahatsızlık hafif ise anne ve babayla da görüşülür fakat çocuğun ağır bir rahatsızlığı var ise psikoterapi tedavi sürecine eklenmelidir. Oyun terapi her ne kadar çocuğun yaşadığı psikolojik etkileri incelemeyi içerse de motor davranışları ve psiko-sosyal faaliyetlerini de inceleyebileceği bir ortam yaratır. Çocuğun oyuncaklarla oynarken oluşturduğu diyalog ebeveynleri ile arasındaki bağlanma türü hakkında da bilgi verebilir. Çocuk tamamen yönlendirilmeden (yani yarı yapılandırılmış bir biçimde) içindeki bütün duyguyu yansıtmalıdır. Daha sonra psikolog kendi istediği konulara değinmek amacıyla empatik ve duygusal tepkiler ile çocuğun neler hissettiğini anlayıp hasta-terapist arasındaki güven bağını oluşturmaya başlayabilir. Kısaca çocuk, kimsenin etkisi altında kalmadan kendi iç dünyasını yansıtabileceği bir ortamda bulunmalıdır. Bunlar sayesinde kendini keşfedebileceği, kendi kararlarını kendinin verebileceği ve sorumluluğun ne demek olduğunu anlayabileceği bir olgunluğa ulaşabilecektir.

Bunlara ek olarak ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye yönelik Filial Terapi adı verilen yöntem geliştirilmiştir. 1960’lı yıllarda Dr. Louise Guerney ve Dr. Bernard Guerney önderliğinde davranış sorunları ve duygusal sorunları olan çocukları iyileştirmek için ortaya atılmıştır. Bu terapi yöntemi bir grup terapisi gibidir. Oyun terapisinden daha hızlı ve etkili sonuç vermektedir. Aileyle birlikte oyun seansları sürer ve evde de ebeveynlerin gözetiminde devam eder. Evdeki oyun seansı sonrası terapist ile deneyimler paylaşılır ve terapist kendi gözlemleriyle beraber ebeveynlerin geliştirilmeye ihtiyaç duyulan becerilerini ve onların var olan becerilerini geliştirmeye yönelik konular üzerinde durur.

Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
İlgili İçerikler