Oğuz Atay – Korkuyu Beklerken Kitap İncelemesi

Oğuz Atay Korkuyu Beklerken kitap incelemesi

İnceleme yazımızda, üç evli ve şehirden uzak bir sokakta yaşayan bir karakterin, iletişimsizlik dolu hayatını ve eşyalarla olan bağını anlatan Oğuz Atay’ın “korkuyu beklerken” adlı eserini ele aldık.

Post-modern tarzın ülkemizdeki öncülerinden olan Oğuz Atay, yazdığı tek hikaye kitabı olan Korkuyu Beklerken’de aynı adlı hikayesi ile birlikte bize birbirinden farklı 8 hikaye sunmuştur.

Her hikayesinde karakterlerin bilinç akışları ile olay örgüsünü bize aktararak, karakterlerle fikir birliği kurmamızı sağlarken yaşamlarına adeta ortak olmamızı sağlar.

Oğuz Atay Kimdir?

12 Ekim 1934’te Kastamonu’da doğmuştur. Babası, 11 sene CHP’de milletvekilliği yapan Cemil Atay’dır.

1951’de Ankara Maarif Koleji’ni, 1957’de İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitiren Oğuz Atay, İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1975’te ise doçentlik yapan Oğuz Atay, Topografya adında mesleki kitap yazdı.

Tutunamayanlar kitabı ile 1970 TRT Roman Ödülü’nü kazandı. Oğuz Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle 13 Aralık 1977′de İstanbul’da hayatını kaybetti.

Oğuz Atay Maarif Koleji'nde
Oğuz Atay Maarif Koleji’nde

Modern romanın ülkemizdeki öncülerinden olan Oğuz Atay; iç konuşma, bilinç akışı, düşler ve değişik söylemlerden yararlanarak eserlerinde karmaşık bir gerçeklik kurar.

Eserlerinde dağılmış ayrıntılar, gözlemler ve çağrışımlar yer alır böylece karakterlerin düşünce serüvenlerine ortak olmamızı sağlar.

Bu yazıda, Korkuyu Beklerken hikayesi özetlenerek karakterin iç hesaplaşmalarla dolu zihin yolculuğuna eşlik etmeniz amaçlanmıştır.

Oğuz Atay’ın Yayımlanan Eserleri

Tutunamayanlar (1972), Tehlikeli Oyunlar (1973), Bir Bilim Adamının Romanı (1975), Korkuyu Beklerken (1975), Oyunlarla Yaşayanlar (1975), Günlük (1987), Eylembilim (1998).

Korkuyu Beklerken Kitabındaki Hikayeler

Oğuz Atay’ın tek öykü kitabı olan “Korkuyu Beklerken” 8 hikayeden oluşmaktadır, bu yazımızda ise Korkuyu Beklerken Hikaye analizi yapılacaktır.

  • “Beyaz Mantolu Adam”
  • “Unutulan”
  • “Korkuyu Beklerken”
  • “Bir Mektup”
  • “Ne Evet, Ne Hayır”
  • “Tahta At”
  • “Babama Mektup”
  • “Demiryolu Hikayecileri – bir rüya”

Korkuyu Beklerken Kitap Konusu

“Daha önce onların böyle bir davranışıyla karşılaşmamıştım; korktum.”

Bakışlarını artık ezbere bildiği mahalle köpeklerinin alelade bir günde karakterin kendisine karşı değişen tavırlarından korkması ile başlayan Korkuyu Beklerken hikayesi, korkuların hayata nasıl da beklenmedik boyutta yayılabileceğini bize şaşırtıcı ve ufak detaylarla sunar.

Korkuyu Beklerken Kitap Özeti

Karakter eve girdiğinde yabancı bir zarf ile karşılaşır ve artık evi çıkarken bıraktığı halinden çok daha farklıdır. Tüm eşyaları yerli yerindedir oysa.

“… taşı bittiği için bir aydır kullanamadığım çakmak da bıraktığım yerdeydi; tuvalete giderken yanıma aldığım bir kitap, kırık olduğu için salona alınmayan heykel, bin iki yüz liralık hesabımın olduğu bankadan yılbaşı hediyesi sigara tablası… hepsi yerli yerindeydi.”

Yine de evinin tüm düzeni yıkılmıştır artık. Her şeyin yerli yerinde olmasından dolayı duyduğu güven, bu yabancı “Yazısız, pulsuz, damgasız bir zarf” ile yıkılmıştır.

Karakterin eşyalarla kurduğu bağ, insanlar ile arasındaki iletişimsizlik ve bundan doğan huzursuzluk gibi, onları kullanmak, atmak ya da saklamak gibi kararsız bir süreçten ibarettir.

“Bütün hayatım ayıklamakla geçti, gene de bitiremedim süprüntüleri atmayı.”

Zarfın içinde yazanları umursamadan, bir kenarı atıp hayatına devam edemeyen karakterin, ölü diller üzerine çalışan bir öğretim üyesi arkadaşına mektubu götürmesi ile birlikte mektubun içerisinde yazan “yabancı dil” çözülür.

Bu, UBOR-METENGA adlı gizli mezhepten gelen mektubu aldığı andan itibaren evden çıkmaması gerektiğini söyleyen bir ihtar mektubudur.

“Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır! dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiç bir şey çıkmaz.”

Mektupta yazanları öğrendiği andan itibaren birbiriyle çelişen düşüncelerle boğuşur. Başta alaya alır, kendisine gelen zarfı hiç düşünmeden hayatına bir süre daha devam eder.

Fakat birkaç gün sonra korkularını bastıramaz hâle gelir ve büyük bir ciddiyetle zarf hakkında düşünmeye başlar.

Tatile çıkma bahanesi ile işe gitmeyi bırakır, kendisini eve kapatır, zarf hakkındaki karamsar düşünceleriyle ve iç hesaplaşmalarıyla baş başa kalır.

Korku, bir insanın hayatına yön vermek konusunda en etkili silahlardan biriyken bu silahı kendine dogrultmuş olmak belki de insanın kendisine verebileceği en büyük zararlardan biridir.

Korkuyu Beklerken konusu itibariyle bize bu silahı kendisine doğrultmuş bir karakterin iç bunalımlarını anlatır.

Artık korkuları yüzünden evine sıkışıp kalmıştır, yiyecekleri tükenene kadar nereden geldiği bilinmeyen, belki de yazanın yazdığını unuttuğu bir mektup yüzünden kendini evine hapseder.

Tek başına, dört duvar arasında iç hesaplaşmaları ve korkularıyla baş başa kaldığında insan kendine en uzak konumdadır ve hatta kendisinin en büyük düşmanıdır.

Karakterin içine düştüğü bu durum bize Foucault’nun “Eğer bir kişi yalnız olmayı beceremiyorsa, başkalarıyla bir arada olmayı da beceremez.” sözünü hatırlatır.

“Ayrıca ihtiyatlı olmalı; insan, kafasındaki meseleyi durmadan düşünmeli ki sonuçla birdenbire karşılaşmasın.”

Korkuyu Beklerken özetle; yaşadığımız bir olayın, belki de basit diyerek niteleyebileceğimiz bir olayın, bizi tetiklemesi ile durdurulamaz bir düşünce akışı sonucunda kendimizi absürt korkularımızın içinde mahsur bıraktığımız anları bize hatırlatır.

Günler sonra evinde bir başına korkuyla baş edemeyecek hâle geldiğinde, evini yakmaya karar verir ve yere serdiği gazetelerden birinde insanlara tehdit mektupları gönderen mezhep üyelerinin yakalandığını görür.

Artık her şey bitmiştir. Günlerce kendisini eve hapsetmesine sebep olan, korkunç senaryolar içinde kaybolmasına sebep olan tüm hikaye bitmiştir artık.

Ortadan kalkan korkusuyla, yıkılan evi ve dağılan eşyalarıyla birlikte hayata yeniden dönmek için diğer insanlar gibi olmaya çalışır.

Bu niyetle evlenmek üzereyken, diğer insanların birbirlerine karşı gösterdiği sevgiye şahit olduğunda hayatındaki sevgi eksikliğini fark ederek gördüklerine tahammül edemez ve onları kendi korkusuyla cezalandırmaya çalışır.

Onu daha önce dehşete düşüren mektubun aynısını, intikam hırsı ile hazırlayarak gizlice başkalarına da gönderir fakat kendi mantığını tüketecek seviyede yaşadığı korkuyu, beklediği hiç kimsede göremez.

Her defasında kendi korkaklığıyla karşılaşan karakter hikayenin sonunda kendi kendisini polise ihbar eder. Korkuyla yaşadığı, diğerleri için sıradan fakat kendisi için iç bunalımlarla dolu, tüm bu karmaşık günlerin bedelini eninde sonunda yine karakterin kendisi öder.

Eğer bu tarz absürt konulu kitap incelemeleri hoşunuza gidiyorsa sitemizde bulunan “Albert Camus Veba Kitap İncelemesi” adlı inceleme yazımıza göz atabilirsiniz.

Abone ol
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Can
Can
7 ay önce

Çok beğendim elinize sağlık 🙂

İlgili İçerikler