Fransız Gotik Edebiyatı ve Karanlık Öyküleri

Fransız gotik edebiyatı ve karanlık öyküleri

Bu yazımızda dışlanmışların edebiyatı olan Gotik edebiyatın karanlık yönünü, karakterlerini ve çıkış zamanlarını inceleyeceğiz. Fransız edebiyatında önemli bir yer edinmiş olan bu türün çıkışı ve sebepleri nedir? Gotik öyküler nasıl karakterize edilir? Bu gizemli türün bütün detayları bu yazımızda.

Dünya, düşünenler için komedi, hissedenler için trajedidir.

-Otranto Şatosu, Sir Horace Walpole

Gotik edebiyat, karanlık ve kasvetin birleşimini yansıtan, zaman zaman romantizm detaylarıyla işlenen bir edebiyat türüdür. Gotik edebiyat, kendi dönemini etkilemekle kalmamış, aynı zamanda 21. yüzyıl sanatını ve edebiyatını da etkilemiştir. Tipik örnekler arasında “Frankenstein” (Mary Shelley), “Dracula” (Bram Stoker) ve “The Castle of Otranto” (Horace Walpole) gibi eserler yer alır.

Gotik atmosfer tasviri
Gotik atmosfer tasviri

Gotik edebiyat, genellikle karanlık ve gerici temaları ele alır. Bu eserlerde, gotik edebiyatın karakteristik özellikleri olan karanlık ve gizemli mekanlar, macera dolu hikayeler ve sıklıkla trajik sonlar bulunur.

Eskiden mutlu olan ama sonrasında yaşadığı acılara dayanamayıp hayatına son veren sevgili, başladığı davayı bitiremeyen suçlanmış aileler ve dahası… Tüm bu karamsar karakterler melankolik bir atmosferin ortasında bir araya gelmiş ve geçmişteki yaşadıkları travmalar nedeniyle iç çatışmalar yaşarlar.

Gotik edebiyat temsili
Gotik edebiyat temsili

Gotik edebiyat aynı zamanda romantizm akımının bir alt türü olarak da kabul edilir, ancak romantizmden farklı olarak daha karanlık ve melankolik bir ton içerir.  Peki Gotik edebiyat tam olarak nedir? Fransız edebiyatı bu Gotik konusunu nasıl incelemiştir?

Fransız Gotik Edebiyatının Çıkış Noktası Nedir?

Gotik edebiyat, İngiliz yazar Horace Walpole’un ‘Gotik Bir Hikaye’ başlığı altında yayınlanmış olan ‘Otranto Şatosu’ kitabıyla türediği söylenir. Katkıda bulunan birçok yazar da olsa başlangıcının Walpole ile başlandığı bilinir.

Gotik Edebiyat kendi edebiyat türü olarak yer alsa da romantik edebiyatın genişletilmiş bir başka türü olarak görülebilir. Bu kapsamda romantik edebiyatın duygu ve karamsarlığının korku ve gerilim ile genişletildiğini ve zenginleştirildiğini görebiliriz.

Romantizm’in çıkış noktası XVIII. yüzyılın son zamanlarda gerçekleşmiştir. Bu dönem, Fransız edebiyat tarihinin en parlak ve en sağlam zamanları olarak bilinir. Bunun nedeni dönemin en dahi yazarlarının kaleme aldıkları ve hala da popülerliklerini sürdüren kitapları bu dönemde yazmış olmalarıdır.

Batı edebiyatında on sekizinci yüzyıl sonunda Aydınlanma Hareketi’nin ortamında tepki olarak çıkmıştır. Bu kapsamda; cin, peri, vampir, hortlak gibi doğaüstü unsurları birleştirir ve insanda korku hissinin açığa çıkması beklenir. Gotik edebiyat özellikle roman ve hikaye türlerinde giderek gelişmiş ve günümüzde hala örneklerini vermeye devam etmektedir.

Gotik katedral
Gotik katedral

Gotik edebiyat dışlanmışların edebiyatı olarak öne çıkar. Fakat bilindiği üzere ilk başta bu edebiyatın çıkışı kadınlara ait olarak görüldü ve fazla feminen bulunduğu için erkek yazarların o dönemde tercihi olmadı. Bunun nedeni, o dönemlerde kadınlar kendilerini ifade etmek için kullanacakları bir platform arayışındalardı.

O zamanlarda öne çıkan büyük yazarlar yüzünden kendi seslerini duyuracak bir yol yoktu. O yüzden daha az yazılan ve tanınan belirli türlerde kaleme almayı tercih ediyorlardı. Ayrıca kadınların sosyal yaşamdaki aktifliği de bu durumu etkiledi. Sürekli eve kapatılan kadınlar, sıkıcı veya yüzeysel olarak düşündükleri hayatlarını yazdılar. Bir başkaları ise evde geçirdikleri bu zamanı hayal güçlerine sakladı.

Düşündüler, yazdılar ve kendilerini içinde bulundukları bu bunaltıcı durumdan kurtarmak için gece gündüz hayal kurdular. Gotik edebiyatın kadınlara ulaşması bu şekilde ilerledi. Feminen olarak görülen bu edebiyatta kadınların ses bulması daha kolay oldu zira o dönemde erkekler için roman ‘zaman kaybıydı’. Kadınlar tarafından tercih edilirdi. Üstelik konular da hayaletleri, hortlakları kapsayan temalardan oluşunca bu türün en ilgilileri kadınlar oldu. Bilinen gotik eserlerin büyük bir kısmı da kadınlar tarafından yazılmıştır.

Gotik Roman Özellikleri Nedir?

Gotik romanlar, edebiyat dünyasında okuyucuları karanlık ve esrarengiz bir yolculuğa çıkaran eserler olarak öne çıkmaktadır. Bu tür doğaüstü olaylara ve insanın karanlık yönlerine odaklanan derin bir duygusal etki bırakır.

Her şeyden önce, gotik romanlar genellikle karanlık ve ürkütücü yerlerde gerçekleşir. Eski kaleler, mezarlıklar, manastırlar veya terk edilmiş evler gibi bu yerler ayrıntılı olarak anlatılmakta ve okuyucuların gerginlik ve merak duygularını harekete geçirmektedir.

Gotik romanlar genellikle doğaüstü veya doğaüstü benzeri unsurlar içerir. Cin, hayalet, vampir gibi eşyalar hikâyenin gizemini arttırır. Bu tür unsurlar gerginlik ve korku hissiyatını okuyucuya aşılar.

Karmaşık ve gizemli karakterler genellikle gotik romanlarda bulunur. Ana karakterlerin genellikle gizemli geçmişleri ve sakladıkları sırları vardır. Bu karakterlerin iç dünyaları karmaşıktır ve okuyucuların karakterlerle bağlantı kurmasını sağlar.

Gotik harabe
Gotik harabe

Gotik romanlar dramatik ve duygusal bir ton benimser. Karanlık ve korkutucu olayların yanı sıra romantik ve duygusal ilişkiler de sıklıkla tartışılmaktadır. Bu, çalışmanın duygusal derinliğini arttırır ve okuyucuların çalışmaya daha fazla bağlanmasını sağlar.

Gotik romanlar sembolizm ve metaforları ağır bir şekilde kullanır. Ölüm, çürüme, karanlık gibi semboller eserin temalarını ve mesajlarını pekiştirir. Bu semboller eserin anlamını zenginleştirir ve derinlik katar. Gotik romanlar karmaşık bir atmosfer, doğaüstü öğeler, gizemli karakterler, duygusal derinlik ve sembolizm gibi özelliklerle doludur.

Bir rahibe olan hortlağın her tarafı örtülüydü ve kan lekeleriyle dolu bir elbisesi vardı. Bir elinde hançer, diğer elinde ise yanan bir lamba tutuyordu. bu şekilde büyük merdivenlerden iniyor, avluları geçiyor, özellikle açık bırakılan büyük kapıdan dışarı çıkıyor ve gözden kayboluyordu.

-Charles Nodier, Infernaliana

Gotik Edebiyat Karakterlerinin Özellikleri Nedir?

Gotik edebiyatın en belirgin özelliklerinden birisi karakterlerdir. Hep doğaüstü varlıklardan bahsettik fakat Gotik edebiyat bizlere bunlardan fazlasını sunar. Bu mekanlarda özgürleştirilmeyi bekleyen hayaletlerin olduğu gibi aynı zamanda da zayıf ve savunmasız karakterler de bulunur.

Bu karakterler her ne kadar kötü  veya zayıf olursa olsun okuyucuda bir empati uyandırır. Melankoli okuyucuya işlenir. Kötü ruhlu din adamları, birine aptallıkla bağlı bir sevgili veya intikam için geri dönmüş ruhlar: bunların hepsi Gotik edebiyatın karakter çerçevesinde bize sunduğu melankoliyi kapsar.

Genellikle iç çatışma yaşayan karakterler gizemli ve esrarengiz kişiliklere sahiptirler. Ruhsal çöküntünün en ucunda bulunan bu karakterler zamanında yüzü gülen, hayattan zevk alan insanlarken başlarına gelen talihsiz bir olay veya iftira ile yaşayan birer ölü konumuna gelirler.

Diğer edebiyatlara zıt olarak burada cesur ve her işin altından kalkabilen karakterlerin en ufak hatalarda ölebileceğini ve onların da bizler gibi birer insan olduklarını hatırlatır. Aynı zamanda ezilmiş ve zorbalığa uğramış karakterler de hikayelerde sıkça görülür. Sıklıkla acı çekerler ve geçmişin özlemiyle ruhları çürür.

Gotik şato
Gotik şato

Cazotte’un Âşık Şeytan adlı eserinde, baş karakter Alvare, bir varlıkla yaşamaktadır ve bu varlık kadın cinsiyetinden olduğuna inandığı bir kötü ruhtur ya da şeytansı bir yaratıktır. Bu varlık, öte dünyadan gelmiş gibi görünse de insansı davranışları ve aldığı gerçek yaralarla bir kadın olduğunu kanıtlamaktadır.

Alvare, varlığın kökenini sorduğunda, onun bir Hava Perisi olduğunu iddia eder. Alvare, bu durum karşısında kararsız kalır ve yaşadığı deneyimin gerçek mi yoksa yanılsama mı olduğunu sorgular. Bu kararsızlık, hikayenin ilerleyen bölümlerinde de devam eder ve gerçeklik ile hayal arasında bir karmaşa yaşanır.

Alvare ona nereden geldiğini sorduğunda, Biondetta şöyle yanıtlar: “Ben bir Hava Perisi’yim (sylphide), hatta aralarından en güzel olanıyım…”. Peki ama Hava Perileri var mıdır? “Duyduklarımın hiçbirini anlamıyordum, diye sürdürür Alvare. Ama benim serüvenimde anlaşılabilir başka ne vardı ki? Tüm bunlar bana bir rüya gibi geliyor, diyordum; insan yaşamı başka bir şey midir peki? Ben başka birine göre daha olağandışı düşler kuruyorum, hepsi bu …. Olanaklı olan nerede? Olanaksız olan nerede?”

Hayal gücü ile yaratılmış olan bu fantastik ve gotik özellikler bize kararsızlık ve arada kalmışlık hissini sunan bir türdür. Genellikle bu türde, olay içerisindeki karakterler yaşadıkları hikayeler karşısında gerçekliği sorguladıkları bir çeşit kafa karışıklığı yaşarlar. Olan bitenin hepsi bir rüya gibi hissettirir.

Bu noktada arada kalan okuyucu ve karakterin kendisi, gerçeklik ve olağanüstü algısını sorgular. Alışılagelmiş doğada yaşanan öylesine olayları dünya yasasına göre açıklayamadığımız o anda bu türün temeline ulaşmış oluruz. Kendi karakterlerine bile gerçekliği ve düşün arasında bulunan ince çizgiyi sorgulatır. Gerçek ve düşsel olanın tanımına göre ilerler. Tuhaf olanı iki doğal yoldan, doğal olandan ve olağan üstü olandan yorumlar.

Gotik Edebiyat Mekan Yorumu

Gotik edebiyatta mekanlar karakterlerin melankolik atmosferleri ile uyum içerisindedir. Mekanlar genellikle kasvetli ve tehditkar bir ortam sunar. Eski şatolar, terk edilmiş kiliseler ve karanlık mekanlar yazıların havasını değiştirir.

Karakterler bir o kadar çıkılması zor bir bataklıktaymış hissiyatı yaratıyorsa, mekanlar da birer labirent tarzında sunulur. Hayaletlerin mahsur kaldığı dar, karanlık koridorlar ve yıkık dökük eski şatolar bunlardan birkaçıdır. Aynı karakterler gibi mekanlar da zamanın kollarına bırakılmış ve terk edilmiş bir his uyandırır.

Gotik edebiyatta, mekanlar sadece fiziksel bir arka plan sağlamakla kalmaz. Karakterlerin duygusal durumlarına ve hikayenin ilerleyişine de katkıda bulunurlar. Bu mekanlar, karanlık ve gizemli bir duygu ile sarılmıştır. Eski şatolar çoğu zaman unutulmuş ve yıkık dökük halde betimlenirler.

Bu şatolar, geçmişin hayaletleriyle doludur. Karanlık koridorlarında yankılanan ayak sesleri ve gizemli figürlerle doludur. Bu mekanlar, geçmişin izlerini taşırken aynı zamanda karakterlerin içsel çatışmalarını da yansıtır.

Terk edilmiş kiliseler ve manastırlar da gotik edebiyatta sıkça kullanılan mekanlardandır. Bu mekanlar, karanlık ve ürpertici bir atmosfere sahiptir. Pencerelerden süzülen loş ışık, kutsal mekanların artık kutsal olmadığını ve içlerindeki gizemli sırların keşfedilmeyi beklediğini gösterir.

Karanlık ve dar koridorlar, karakterlerin içsel çatışmalarını ve korkularını yansıtır. Bu koridorlar, genellikle labirent gibi karmaşık bir yapıya sahiptir ve karakterlerin ilerlemesi zordur. Bu mekanlar, karakterlerin içsel yolculuklarını temsil ederken aynı zamanda okuyucuları da hikayenin gizemli ve çekişmeli atmosferine çeker.

Gotik edebiyatta mekanlar, hikayenin merkezinde önemli bir rol oynarlar. Karakterlerin duygusal durumlarına ve hikayenin ilerleyişine uyum sağlarlar.

Eğer Gotik edebiyat hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız ”Gotik Nedir? Gotik Edebiyatı Eserleri ve Özellikleri” yazımıza göz atabilirsiniz.

Abone ol
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Kardelen
Kardelen
4 ay önce

Gotik edebiyatı hakkında aydınlatıcı bir metin olmuş. Hazırlayan kişinin ellerine sağlık.

İlgili İçerikler