Büyük Diktatör’ün Batı Sansürü ve Chaplin’e Etkisi

Büyük Diktatör Hynkel

Dünyaca ünlü bir sinema yönetmeni ve oyuncusu Charlie Chaplin’in kendinden en çok söz ettiren filmlerinden olan Büyük Diktatör’ün (The Great Dictator) bazı sahnelerini, kapanış konuşmasını, Avrupa’yı nasıl eleştirdiğini ve Chaplin ile Batı Dünyası arasında nasıl sorunlar yarattığını ele alıyoruz!

Tüm zamanların en ünlü aktörlerinden biri olan Сharlie Chaplin, küçük yaşlardan itibaren oyunculuğu ile son günlerine kadar adından söz ettirmiştir. Seyirci üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi olmasının yanı sıra, yaptığı filmlerde bazı ülkelerin siyasi eylemlerine yönelik yalın dilli yorumları ve görüşleriyle tartışmalı bir oyuncu olarak düşünülmüştür. Hiciv kullanıyor olması, kariyerine devam etmesini engelleme amacıyla harekete geçilmesi için fazlasıyla yeterli bir nedendi. Chaplin gerçekleri insanlara söylemekte ısrar ettikçe Batı ülkeleri onun filmlerini yasaklamaya devam etti.

Hem Chaplin’in hem de Batı’nın yaptığı bu karşılıklı eylemler zamanla çatışmaya dönüştü. Batı’nın Chaplin için önemli ve zorlayıcı olmasının nedeni, onların politikaları ve dünyadaki koşulları ile ilgilidir. Chaplin için Batı, onun için önemli olan barış ve sevginin tam tersini temsil ediyordu. Tanınmış ülkeler ve onların yöneticileri tam tersini istediler, fatih olmak için imha eden ve makine gibi olan bir toplum istediler. Chaplin hiciv kullandıkça, dünya çapında daha fazla sansürlendi. Chaplin insanlara ne kadar çok ulaşmak isterse, o kadar engellendi. Filmlerinde kullandığı hicvin bir örneği, tüm zamanların en bilinen filmlerinden biri olan ‘Büyük Diktatör’ aracılığıyla anlatılabilir.

The Great Dictator Filminin Batılı Ülkelerce Sansürlenmesi

Bir bütün olarak film, Naziler aracılığıyla tahakküm ve iktidar fikrini eleştirir. Filmin çok dikkat çekici bir bölümünde, Hynkel ve Napolini saçlarını kestirmek için saraydaki berber odasına girdiklerinde Hynkel sandalyesini Napolini’nin üzerinde olmak için kaldırır. Ama Napolini de aynısını yapar ve Hynkel -neredeyse tavandan- sandalyesinden düşene kadar karşılıklı olan bu baskı eylemini sürdürürler. Çok dikkate değer bir başka bölümde, Hynkel’in, ressamın portresini çizebilmesi, heykeltıraşın kendi heykelini yapabilmesi, bilim insanlarının keşiflerini ve deneme tasarılarını ona sunmaları adına bir dakika durup hemen yer değiştirmesi gibi birçok şeyi yapmak için günlük bir programı olduğu gösterilmiştir.

Hynkel ve Napolini sandalyede boy ölçüşürler.

Dikkat çeken bir diğer noktada ise Hynkel’e bilim adamlarının tasarımlarından olan kurşun geçirmez bir takım elbise ve bir şapka paraşütü gösterirler. Her ikisi de Hynkel’in önünde bilim adamları tarafından denenir, tasarım başarısız olur ve bu nedenle adamlar ölürler. Bilim adamlarının ölümüne neden olan başarısız sonuçlar Hynkel’i hiç rahatsız etmez. Olayların geçtiği yeri terk eder ve onları unutur. Bu sahneler, Hitler’in/Hynkel’in güç ve şan arzusunun yanı sıra kendi halkına karşı pervasızlığını da hicveder. Hynkel, Hitler’in yarattığı bir yanılsamayı, başkaları üzerindeki etkilerini merak etmeden gerçekleştirme arzusunu temsil eder.

Filmin ana karakteri olan Berber, kusurlu bir silah mermisi yüzünden yolunu şaşırır, üniformasının içindeki el bombasını kaybeder, yanlışlıkla düşmanla birlikte yürür ve daha sonra kendini bir uçakta baş aşağı bulur – burada dünyanın en saçma konuşmalarını yapar. Bu eylemlerle izleyiciye Berber’in savaşın anlamsızlığının ve yarattığı yıkımın ve dehşetin bir temsilcisi olduğu gösterilir.

Chaplin ‘baskın olanlarla’ sadece konuşmalarıyla değil, aynı zamanda sessiz sahneleriyle de gönderme yapmıştır. Hynkel’in balon küre ile dansının bu konuda çok önemli bir rolü vardır. Hynkel’in balon küresi ile olan balesi, çılgınca dünyanın sahibi olma hayalinin bir simgesidir. Chaplin, bu kadar anlamlı bir mesajınız varken kelimelerin her zaman gerekli olmadığını, rollerin sessiz bir şekilde de mesajı seyirciye ulaştırabileceğini hatırlatıyor.

Hynkel’in dünya yöneticisi olma arzusu ve dansı.

Büyük Diktatör Filminin Chaplin’in Kariyerine Etkisi

Dönem Almanya’sı ve yöneticisi olan Hitler üzerinden hiciv yapmanın büyük bir risk olduğunu bilen Chaplin, yine de filmi çekti. Film, işgal altındaki Avrupa’da ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde yasaklandı. Film, sessiz filmlerinin daha önce kazandığı gibi uluslararası dağıtım kazanamadı.

Chaplin’in Amerika Birleşik Devletleri’nden men edilmesinin nedeni, komünist olmadığını iddia etmesine rağmen, II. Sovyet diplomatlarının ev sahipliği yaptığı sosyal toplantılarda 2. Dünya Savaşı ve ABD’nin Sovyetler Birliği’ne yardım etmek için ikinci bir cephe başlatması hakkındaki fikirlerini ve yorumlarını açıkça beyan etmesidir. 18 Eylül 1952’de Chaplin, yeni filmi Limelight’ın tanıtımı için bir Avrupa gezisine çıkma amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrıldı. Altı ay içinde turdan sonra geri dönmeyi planladığı geziden ancak iki gün sonra Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı, geri dönerse Chaplin’in yeniden girişine izin verilmeyeceğini açıkladı. Bir İngiliz olmasına rağmen ömrünün kırk yıldan fazlasını Amerikan Birleşik Devletleri’nde geçirmiş biri olarak Chaplin, bu karara çok kızmıştır.

Görüşleri, politik yorumları ve Büyük Diktatör filmi yüzünden kendisine yöneltilen eleştirilere karşı Chaplin, sadece “her insanın başının üstünde bir çatı” isteyen bir adam olduğunu söyleyerek kendini savundu. ABD’ye geri dönüşü yasaklanan Chaplin ve ailesi İsviçre’de kendilerine bir “ev” buldular ve Chaplin bir daha asla Amerika Birleşik Devletleri’ne dönmeyeceğine dair söz verdi. 1972’de, 20 yıllık sürgünden sonra, bir onur ödülü almak için Amerika’da zorunlu olarak Oscar ödül törenine çıktı. Olaydan sonra doğrudan İsviçre’ye geri döndü. Sadece barış isteyen biri olduğu gerçeği yine de bazı ülkeler için kışkırtıcıydı ve insanlar onu hayal kırıklığına uğrattı.

Film kesin olarak bazı yerlerde yasaklı olmasına rağmen, izleyiciler üzerinde muazzam etkileri oldu ve olmaya devam ediyor. Film, sansürlerin kalkmasından sonra ilk olarak 1958’de Almanya ve İtalya’da ve 1976’da İspanya’da seyirci ile buluştu. Sansürlerin hepsi de Chaplin’in baskın yönetici yüzlerin ardındaki gerçeği: onların koşulsuz hayran olunan, herkesin önünde eğileceği ve topluma sahip olan ‘bir’ olmak isteyen küçük çocuklar olduğu gerçeğini göstermesi yüzündendir.

Ayrıca, bu küçük çocuklar (yöneticiler) isteklerinin ne olduğunu bilmedikleri için dünyadaki bütün bu vahşete ve yıkıma yol açmışlardır. Chaplin’in izleyicilere vermek istediği mesaj ise şu şekilde: Bu adamlar senin de kalbi olmayan kalpsiz bir makineye dönüşmeni istiyor. Seni duygulardan, güçten, iradeden ve sevgiden yoksun bir insana dönüştürmek istiyorlar. Senin yerine seçecek kişi olmak istiyorlar. Ama derinlerde çocuk olan bu erkek dünya liderlerine inanmayın ve kendiniz olun, diyor.

Büyük Diktatör Filminin Kapanış Konuşması

Yine de Chaplin’in diyaloglu ilk filmi olması nedeniyle, filmin sonunda Berber’in imparator Hynkel ile karıştırıldığı beş dakikalık son konuşmasının önemi küçümsenmemelidir.

Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör filminin final konuşması:

”Üzgünüm! Ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu, benim işim değil. Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum. Elimden gelirse, herkese yardım etmek isterim: Yahudi olan, olmayan, zenci veya beyaz… Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz; insanların doğası budur. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Birbirimizden nefret etmek, birbirimizi aşağılamak istemeyiz.

Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketli. Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir ama biz onu yitirdik. Hırs ruhumuzu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefalete ve kana sürükledi. Hızımızı arttırdık ve bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı, zekamızı ise katı ve acımasız yaptı.

Çok fazla düşünüyor ama çok az hissediyoruz. Makineleşmeye değil, insanlığa muhtacız aslında. Zekaya değil, iyilik ve anlayışa… Bu değerler olmadan hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo denen icat bizi birbirimize yakınlaştırdı. Bu buluşların varoluş nedeni, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmak, evrensel kardeşliği inşa etmek ve birleşmemizi sağlamak. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, acı çeken kadınlara, erkeklere ve çocuklara, suçsuz insanları hapse atıp işkence eden bir sistemin kurbanlarına bu sayede ulaşabiliyor.

Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: “Umutsuzluğa kapılmayın.” Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak. Askerler! Kendinizi vahşilere teslim etmeyin. Sizleri hakir gören ve esir edenlere, hayatlarınızı yönetmeye çalışanlara, size ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini emredenlere, hepinizi hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Bu doğa dışı adamlara, bu makine kafalı, makine kalpli adamlara boyun eğmeyin.

Sizler birer makine değilsiniz! Sizler hayvan da değilsiniz! İnsansınız. Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşıyor. Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… Sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar. Askerler! Kölelik adına savaşmayın, özgürlük için savaşın! St. Luke İncil’inin 17. bölümünde şunlar yazılıdır: “Cennet insanların içindedir. Tek bir insanın ya da belirli bir zümrenin değil, tüm insanların içinde, sizin içinizdedir.”

Siz insanlar güce sahipsiniz. Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce… Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sahipsiniz. Hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan da yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi sahip olduğumuz bu gücü kullanalım. Birleşelim! Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için… Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım…

Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman tutmayacaklar! Diktatörler sadece kendilerini özgürleştirir, insanlarıysa esarete mahkum ederler. Haydi şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım. Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım. Uluslar arasındaki sınırlar olmadan yaşayabilmek, kendimizi hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten arındırmak için… Sağduyulu bir dünya için… Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım.”

Büyük Diktatör Filmini Kapanış Sahnesi Konuşması:

Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
İlgili İçerikler